medikal
SON EKLENENLER

Oğuz Kağanın Duası

ULU TANRI !.
GÜZEL TANRI !.
GÖK TANRI !.



Sen Türk'ü Türk yurtlarını koru !..

Düşman şerrinden sakla ! TÜRK'ü yiğitlikte daim et ! TÜRK'ü erlik davasıyla yaşat ! TÜRK'ü gerçekçi yap ! TÜRK'ün gönlüne herşeyden önce, hatta kursağına ekmek koymadan evvel TÜRK'lük sevgisini koy ! TÜRK'ü ideal ile yaşat ve ideali hakikat yapmaya çalışsınlar ! Törelerini canları gibi saklat ! TÜRK'e zevk ve rahat verme ! Bilakis zahmete alıştır ! Zahmetle yürekleri, bedenleri demir olsun ! Bu sayede onlara yüksek çalışma kudreti verirsin ! TÜRK'ü faal, cevval edersin. TÜRK'e değişmez bir seciye ver ! Zamanla seciyesi değişmesin, sade tekemmülle tadilat görsün !


ULU TANRI !.


Milli kuvvet, namus, ahlak, azim , sebat, ideal, TÜRKÇÜLÜK ruhu, yurtseverlik, ilim, sanat teşkilatı, intizam,beden kuvveti ve zenginlik ile hasıl olduğundan; TÜRK'e bunları ver ! TÜRK'ten hırsız, namuzsuz türerse hemen kahret ! TÜRK'e benlik, hem de yüksek bir benlik ver ! TÜRK nefsine itimat sahibi olsun ! TÜRK'ü muhakemeli,ciddi adam olarak yarat ! Hissiyatına kapılıp, öfke ile ayaklanmasın ! Birden barut gibi parlamasın ! Daima soğuk kanlı olsun ! TÜRK'ü her milletten cesur yarat ! Öç almayı TÜRK asla unutmasın !


ULU TANRI !.
Namuzsuz bir tek TÜRK yaratacağına, dünyayı yık daha iyi ! Ne kadar korkak TÜRK varsa hepsini helak et ! TÜRK herşeyi mukayese etsin ! Yalnız akıl ve mantık denen şeylere bırakma onu ! Sabırlı, derde dayanıklı olsun ! İradesi çelik gibi olsun ! Dönek TÜRK yaratma ! TÜRK'leri maymun iştahlı yapma ! TÜRK daima ihtiyatla adım atsın ! Kimsenin tatlı diline inanmasın ! Kimseye emniyet olmasın ! Çalışma zekâdan üstün bir kıymet olduğundan, TANRI, sen TÜRK'ü çalışkan et ! TÜRK'ün ömrü çalışma ile geçsin ! Ona daima çalışma aşkı ver ! Hele elbirliği ile çalışmayı alet etsin ! Tembel TÜRK'ü hemen öldür !

TÜRK'e her milletinkinden üstün zeka ver! Zeka ve çalışma; ikisi bir arada olunca TÜRK'ün önünde durulmaz! Milli büyüklüğün tek şartı yüksek ideal, buna alışmak için de yüksek ahlak, fedakarlık ve sebat lazım olduğundan TÜRK'leri ahlaklı, sebatlı ve fedai kıl! TANRI, TÜRK'leri sen kendi elinle birleştir ve herşeyden evvel ruhları birleşsin! Onları tek bir kafa gibi birleştirici kültür sahibi et! TÜRK'ü töresine sadık kıl, Tanrı! TÜRK budunu: Biliniz ki atalar töresi asırların tecrübesi ile husule gelmiş büyük bir hikmettir. Tanrı beni töreye dokunmaktan ve dokundurmaktan sakladı ve saklasın!


ULU TANRI !.

Türk milletini lafçı değil, elinden iş gelir insanlar et ! Bir şey söylemek vazife yapmak değildir. Onu fiilen yapmak ve yaptırmanın vazife olduğunu beyinlere sok !


GÜZEL TANRI !.

Sana hepsinden çok yalvardığım şudur : TÜRK'ü dalkavukluktan kurtar ! Dalkavukluk ve emsali vasıtalara zengin olmaktan koru ! TÜRK'e kötü para hırsı verme ! Dalkavukları yok et !


AMAN TANRI !.

TÜRK aile, töre ve disiplinini her şeyden evvel koru! TÜRK toprağında hürler yaşasın. Adaletten başka bir şey hüküm sürmesin! Sen TÜRK'e tabii şeylere tabiata karşı sevgi ver! TÜRK yurdunda yoksulluk o kadar azalsın ki fakirlik suç sayılsın!


Acunu ( Dünyayı ) Yaratan Yüce Tanrı !.


TÜRK'e insaniyetten evvel TÜRK milletini düşündür. İnsanların insaniyet dedikleri şey, göz boyamak için icat edilmiş bir boyadır. İnsaniyet maskesi taşıyan öyle milletler vardır ki maskelerinin altında canavarlar yaşar. İnsaniyeti gören olmadı. TANRI, TÜRK'e sağlam, sürekli irade ver! Güçlüklerde, sabrını, tahammülünü aynı zamanda gayretini arttır! Ona esas seciye olarak vazife muhabbeti ve mesuliyet duygusu ver! Mesuliyeti TÜRK yurdundan eksik etme! En büyük kuvvetinTÜRKLÜK aşı olduğunu TÜRK'e öğret!


TANRI !.


TÜRKÇE konuşulan, TÜRK'e yurtluk etmiş olan yerleri kıyamete kadar TÜRK'ün hükmü altında bırak !


AMİN..!!!

Dânişmendnâme

Dânişmendnâme
Anadolunun fethini ve bu mücadelenin kahramanlarını anlatan, X11. yüzyılda sözlü olarak şekillenen X111. yüzyılda yazıya geçirilen islâmî Türk destanlarındandır. Danişmendnâme'de hikâye edilen olayların tarihi gerçeklere uygunluğu, kahramanlarının yaşamış Türk beyleri olmalarından, Anadolu coğrafyasının gerçek isimleriyle anılmasından dolayı uzun süre tarih kitabı olarak nitelendirilmiştir. Köroğlu metni destan adıyla anılmakla ve bazı destanî niteliklere de sahib olmakla birlikte XX. yüzyılda Anadolu'dan derlenen örnekleri daha çok halk hikâyesi geleneğine yakındır. Anadolu'da hikâyeci âşıklar tarafından 24 kol halinde anlatılan hikâyesinin özeti kısaca şöyledir :

Seyyid Battal Gazi Destanı

Battal Gazi veya Seyyid Battal Gazi, 8. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen ve hakkında çeşitli inanışlar bırakmış bir liderdir. Farklı kaynaklarda etnik kökeni Türk, Arap veya Anadolu yerli halkından olarak belirtilmiştir. Battal Gazi, Malatya'da doğmuştur. Doğduğu ve yaşadığı evin yeri halen mevcuttur. Yıkıntı halinde korunmaktadır. Uzun yıllar halka yemek dağıtılan hayrat yeri olarak kullanılmıştır. Evliya Çelebi seyehatnamesinde bahsedilmektedir.
Battal Gazi hakkında bugüne ulaşabilmiş kaynaklar sadece mesnevi tarzı yazılmış, birbirini hem destekleyen hem de çelişen olgular içeren destanlar ve halkın hafızasında kalmış olan bilgilerdir.
Battal Gazi Destanı'nda ve halk hikâyelerinde, Emeviler zamanında Arap ordusuyla birlikte İstanbul'u kuşattığı anlatılmaktadır. Kuşatma hem denizden hem karadan yapılmış, fakat başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Destanda Battal'ın düşmanı, Arap komutanına oyun oynayıp kuşatma başladığında İstanbul'a geçerek imparatorluğunu ilan eden İmparator Leon'dur. Arap tarihinde II. İstanbul kuşatmasının tarihi 717-718 olarak belirtilmektedir. Bizans tarihindeki veriler de bu tarihi doğrular niteliktedir. Ayrıca Bizans tarihinde İmparator III. Leon'un tahta çıkma tarihi 717 olarak belirtilmiştir, bundan dolayı destandaki Leon'un İmparator III. Leon olma olasılığı üzerinde durulmaktadır. Destanda Battal Gazi'nin kuşatma sırasında yirmili yaşlarında olduğu söylendiği için, Battal Gazi'nin doğum yılının 690-695 civarı olmasının olası olduğu düşünülmektedir. Battal Gazi'nin ölüm yılının 740 olduğunda tarihçiler mütabakata varmışlardır.
740 yılında Eskişehir'in Seyitgazi ilçesi yakınlarında savaşta aldığı yara sebebiyle şehit olmuştur. Anadolu'da İslamın yayılmasına büyük katkıları olmuştur

Köroğlu Destanı

Bolu beyi, güvendigi seyislerinden biri olan Yusuf'a : " Çok hünerli ve degerli bir at bul ." emrini verir. Seyis Yusuf, uzun süre Bolu beyinin istegine uygun bir at arar. Büyüdüklerinde istenen niteliklere sahip olacagina inandigi iki tay bulur ve bunlari satin alir. Bolu beyi bu zayif taylari görünce çok kizar ve seyis Yusuf'un gözlerine mil çekilmesini emreder. Gözleri kör edilen ve isinden kovulan Yusuf, siska taylarla birlikte evine döner. Oglu Rusen Ali'ye verdigi talimatlarla taylari büyütür. Babasi kör oldugu için Köroglu takma adiyla anilan Rusen Ali, babasinin istegine göre atlari yetistirir. Taylardan biri olaganüstü bir at haline gelir ve Kirat adi verilir. Kirat da destan kahramani Köroglu kadar ünlenir. Seyis Yusuf, Bolu beyinden intikam almak için gözlerini açacak ve onu güçlü kilacak üç sihirli köpügü içmek üzere oglu ile birlikte pinara gider. Ancak, Köroglu babasina getirmesi gereken bu köpükleri kendisi içer, yigitlik, sâirlik ve sonsuz güç kazanir. Babasi kaderine riza gösterir ancak ogluna mutlaka intikamini almasini söyler. Köroglu Çamlibel'e yerlesir, çevresine yigitler toplar ve babasinin intikamini alir. Hayatini yoksul ve çaresizlere yardim ederek geçirir. Halk inancina göre silâh icat edilince mertlik bozuldu demis kirklara karismistir. Dilerseniz asagida, Köroglu’nun söylemis oldugu siirleri ve öyküleri anlatalim:
GIRIS

Bir oba kalkip da yola koyuldu mu hayvanlarin çanlari baslarmis konusmaya!
Önde giden devenin çani:
"Benim agam zenginnndir! Benim agam zenginnndir!" diye ötermis.
Ortada giden devenin çani: "Neden neden neden neden ? " diye ötermis.
Arkadan gelen devenin çani da: "Ondan bundan ondan bundan ondan bundan ondan bundan" diye ötermis...
Bizim bu ozan dilimiz, dogru gören dogru söyleyen sazimiz, dertlilere derman arayan Saman dualarindan beri böyle yargilayip geliyor... Aldi Alaca dagin, kara dagin akan sularin ayincisi.
Hem ayincisi, hem de oyuncusu olan Saman kocasi. Bakalim ne dedi:
" Allah, Bismillah! Ey Tanrim yanildigimda bana yardim et! Ey kopuzum! Dogru gör, dogru söyle! Üyengi agacinin kökünden oyarak aldigim kopuzum! Kizil çali tobulgadan perdelerini yaptigim kopuzum! Yürük atin kuyrugundan tel yaptigim kopuzum! Dogru gör, dogru söyle! Söylenene uymazsan kulaklarini burarim! Seni yere çalarim! Oynayip durdugum andir bu an!
Çam kopuzumu elime aldim. Su yilani gibi dolandim döndüm..." Deyip kesti.
At ayagi çabuk, ozan dili çevik olur derler.
Biz gelelim Kara Hoca'nin oglu Dedem Korkut'a.
Dedem Korkut'tan bir yigit damar sürüp getirelim Köroglu'na. Aldi Çardakli Çamlibel'in kirk delisinden biri, Yusuf'un oglu Koç Köroglu.
Bakalim o da nasil bir ögüt verdi, ne söyledi:

MERT DAYANIR NAMERT KAÇAR

Mert dayanir namert kaçar
Meydan gümbür gümbürlenir
Sahlar sahi divan açar
Divan gümbür gümbürlenir.

Yigit kendini ögende
Oklar menzilin dögende
Sesper kalkana degende
Kalkan gümbür gümbürlenir

Ok atilir kal'asindan
Hak saklasin belasindan
Köroglu'nun narasindan
Her yan gümbür gümbürlenir

YIGITLER SILKINIP ATA BININCE

Yigitler silkinip ata binince
Derelerde bozkurtlara ün olur
Yigit olan döne döne dögüsür
Kötüler kavgadan kaçar hun olur
Bir yigit cidasin almis eline
Seerini koymustur yigit yoluna
Kalkan paralana zirhlar deline
Kanli gömlek koç yigide don olur

Bir yigit cidasini almis atiyor
Ag elleri kizil kana batiyor
Bir kötü kavgadan dönmüs kaçiyor
Kaçma kötü kaçma simdi dön olur

ALDI KOCA BEY:

Senin o tektirin bize abestir
Bu yigitlik sana kimden mirastir
Eger ki kullugan verirsen destur
Inan üçten besten senden
geride kalan degilem broy!

Kavga görmeyince açilmaz aynim
Benimle beraber Mustafa kaynim
Eger ki kavgada kizarsa beynim
Inan üçten besten senden
geride kalan degilem broy!

Koca Bey'em çok diyarlar gezmisem
Nice nice alaylari bozmusam
Bin kelleyi bir cidaya dizmisem
Inan üçten besten senden
geride kalan degilem broy!

ALDI KÖROGLU BIR DAHA SÖYLEDI

Bir at gördüm Silistre'nin ilinde
Elma gözlü kiz perçemli Kirat gel
Ne bend'oldun lekelerin elinde
Elma gözlü kiz perçemli Kirat gel

Kir'i binmek iyi gelir ugura
Hay edende dagi tasi devire
Basi küçük boynu benzer puhura
Elma gözlü kiz perçemli Kirat gel

Büyüktür gövdesi küçüktür basi
Altidan yediye gidiyor yasi
Çardakliçamli'da küçük kardesi
Elma gözlü kiz perçemli Kirat gel



AMAN KIRAT, CANIM KIRAT

Aman Kirat, canim Kirat
Kaçip çekilip gidelim
Her yaninda çifte kanat
Uçup çekilip gidelim

Yoktur Kirat'in duragi
Bilmez yakini iragi
Ab-i kevserdir sulagi
Içip çekilip gidelim

Köroglu der ki ezeli
Baglar döküyor gazeli
Silistre'den güzeli
Seçip çekilip gidelim

DINLE SÖZLERIMI HAN OGLUM AYVAZ

Dinle sözlerimi han oglum Ayvaz
Ha babam Ayvaz!
Yükletin kervani dengine bakin
Erlik meydanina girdigin zaman
Kusanin kilici gencine bakin

Düsmanin üstüne eyledim akin
Ha babam akin
Dönüsüm yok zamanim yakin
Fakir fukarayi incitmen sakin
Mal yemez tamahkar zengine bakin

Köroglu her zaman kurdu meydani
Hele meydani
Ben bilirim yahsi ile yamani
Aman dileyenden kesme amani
Dertli olanlarin derdine bakin

HOYLU'NUN ÖLÜMÜ ÜZERINE AGIT

Aldi Sirin Döne:

Bagdat'a sefer edenler
Hoylu'm nic'oldu gelmedi?
Tuna teline gidenler
Hoylu'm nic'oldu gelmedi?

Aldi Köroglu:

Bagdat'a sefer eyledim
Hoylu'm da kaldi gelmedi
Acem ile cengeyledim
Hoylu'm da kaldi gelmedi

Aldi Sirin Döne:

Dügünü bozup gidenler
Badeyi süzüp gidenler
Acem ile cengedenler
Hoylu'm nic'oldu gelmedi?

Aldi Köroglu:

N'olsam koç Köroglu n'olsam
Hoylu'yu düsümde görsem
N'olaydi da ben de ölsem
Hoylu'm da kaldi gelmedi

KARLI DAGLARIN ARDINDAN

Karli daglarin ardindan
Yel olup estigin var mi
Tek basina bu çöllerde
Ordular bastigin var mi

Kargiyi ucundan salla
Düsmana deme eyvallah
Her yandan üç bes kelle
Terkiden astigin var mi

Köroglu söyler sanindan
Kus uçurmaz divanindan
Avuçla düsman kanindan
Doldurup içtigin var mi

KIRAT'A BININCE KUSKUN BULUNMAZ

Kirat'a binince kuskun bulunmaz
Degirmen misali bulgur beslemez
Kavgaya girince silah alinmaz
Severim Kirat'i bir de güzeli
Serim ata kurban, canim Kirat'a

Basini basimdan yukari tutar
Hay edip köpügün sagridan atar
Kaçinca kurtulur, kovunca tutar
Severim Kirat'i bir de güzeli
Serim ata kurban, canim Kirat'a

Kirat bu daglari asmali bugün
Deli Boran gibi cosmali bugün
Dostun ellerine düsmeli bugün
Severim Kirat'i bir de güzeli
Serim ata kurban, canim Kirat'a

KIZIROGLU

Kiziroglu, Köroglunun hasmidir. Bir gün Köroglu, karisi Nigar Hanim'la çadirinda otururken bir ara disariya çikar; bakar ki bir toz duman kalkmis üstlerine dogru geliyor. Bunun Kiziroglu Mustafa Bey oldugunu anlar Köroglu, yerine göre bilegini; yerine göre aklini kullanmasini bilen bir kisiymis. Hemen içeri girer. Karisi Nigar Hanim'a "Bana bir kahve pisir." der ve sazini alir. Bu sirada Kiziroglu da çadirin disina gelmis, içerden gelen türküyü dinlemeye baslamistir.

Aldi Köroglu:

Bir hisminan geldi geçti
Kiziroglu Mustafa Bey
Hismi dagi deldi geçti
-Kim kim?
-Hanim kim?
-Nigar kim?
Kiziroglu Mustafa Bey.
Bir Bey oglu
Bir Han oglu

Bir at biner ala paça
Mecal vermez kirat kaça
Az kalsin ortamdan biçe
-Kim kim?
-Hanim kim?
-Nigar kim?
-Kiziroglu Mustafa Bey
Bir Bey oglu
Bir Han oglu


Aldi Köroglu bir daha
söyledi:

Vay ben ona es olaydim
Peh! peh! peh! peh!
Anadan onbes olaydim
-Agam kim?
-Pasam kim?
-Nigar kim?
-Hanim kim?
-Kiziroglu Mustafa Bey.
Bir beyin oglu
Zor beyin oglu

Hay edende haya teper
Peh! peh! peh! peh!
Huy edende huya teper
Hey! hey! hey! hey!
Köroglu'nu çaya teper
-Agam kim?
Pasam kim?
Nigar kim?
Hanim kim?
-Kiziroglu Mustafa Bey
Bir Beyin oglu
Zor beyin oglu

KÖROGLU YAVAS YAVAS YORULDU,
IHTIYAR OLDU ÇÜRÜDÜ:
BASLADI YAKINMAYA:

Felek aldi devranimi demimi
Ya ben kime gidem imdada bilmem
Askin deryasina saldi gemimi
Çalkanip çikmaya bir ada bilmem

Kement attim dala ben
Düstüm haldan hala ben
Çöp desirdim yuva yaptim
Uçamadim bala ben

Ben felegi dost bilirdim
Bagladi kollarim benim
Eser iken esmez oldu
Serimde tellerim benim

Pünhanim çagirir hazir ve nazir
Yetis imdadima boz atli Hizir
Kefenim dikildi tabutum hazir
Kabirim kazildi nerede bilmem

Güven gez güven gez
Dagda olur güven gez
Ne devlete bel bagla
Ne varliga güven gez

Dedi, Köroglu hikayesi burada bitti. Iste böylece, Saman dualarindan Dedem Korkut'a, Dedem Korkut'tan Köroglu'na, Yunus Emre'ye, Pir Sultan Abdal'a, Karacaoglan'a, Dadaloglu'na, ondan ona ondan ona, ondan da çagimizin büyük ozanlarina sürüp geldi bu güzel dil. Hep dogru gördü, dogru söyledi bu telli Kur'an.

Timur ve Edige Destanları


Şimdi Hazreti Aksak Timur Neslinden Bahsedelim
Hindistan şehrinde Cengiz Han'ın oğlu Jaday
Han hanlık eder idi.
Günlerden bir gün yatıyordu. Kötü bir rüya
gördü. Korkup, sıçrayıp uyandı. Bir müddet kaldı. Falcıları,
rüya tabircilerini topladı. Dalağına baktırdı,
anlattı.
Falcılar, rüya tabircileri söylediler: "Ey
Hanım! Dalağında öyle görünür ki, kendi ülkende,
Almalık denilen köyde, bir kişiden korkunuz vardır. O
kişi, kırkıcı oğlu, kazancı oğlu, tavukçu oğlu, Taragay
denilen kişidir." dediler. "O Taragay'ın izi, nişanı odur
ki, alnında beni var, sol gözünde akı vardır. O Taragay'ın
hatunu hamiledir. Onun karnındaki çocuğundan ecelin,
ölümün var",dediler.
O ahmak kaderi tedbir ile bozmak istedi.
Allah'ın takdiri nasıl bozulur. Ondan sonra konuştular.
"Bu hatunu öldürelim", diye "Karnını yaralım", dediler.
Han söyledi: "Bu hatunun karnındaki çocuğunu
öldürürseniz, o çocuğu çabuk öldürü! Anası ölmesin!",
dedi.
Ondan sonra o hatunu diz çöktürdüler, aklı
başından gitti, ölecekti.
Ondan birkaç gün sonra o zavallı diz çöktürülüp
eğilen kadının gözü parladı, bir erkek evlat
doğurdu. O oğlanı alıp baktıklarında, bir ayağı topal
idi. şöyle dediler: "Böyle eziyetten ölmedin, kurtulup
doğdun, canın demir imiş", dediler. O oğlanın adını bu
sebepten dolayı Aksak Timur koydular.
Aksak Timur'un babası, anası öldü. Yetim kaldı.
Büyütmek ve bakmak için hiç kimse kalmadı. Sonraları
kendisi yürümeye başlayıp yiğit olduktan sonra, dışarı
çıkıp altı yedi oğlan çocuk ile birleşip, her gün buzağı
otlatırlardı.




Edige
Bu destanda XIII yüzyılda Hazar denizi kıyısında kurulan Altınordu Hanlığının XV. yüzyılda Timurlular tarafından yıkılışı anlatılmaktadır. Destanın adı, Altınordu Hanı ve bu destanın kahramanı Edige Mirza Bahadır'a atfen verilmiştir. Edige Mirza Bahadır'ın devletini ayakta tutabilmek için yaptığı büyük mücadeleler, ölümünden sonra XV. yüzyılda destan haline getirilmiştir. 1820'yılından itibaren yazıya geçirilen Edige destanının Kazak-Kırgız, Kırım, Nogay, Türkmen, Kara Kalpak, Başkırt olmak üzere altı rivâyeti tesbit edilmiştir Çeşitli Türk guruplar arasında Alp Er Tunga ve Oğuz Kağan gibi ilk Türk destanlarının izlerini taşıyan Türk kahramanlık dtünya görüşünü temsil eden burada bahsi geçenler kadar yaygınlaşmamış ortak edebiyat geleneği içinde yer almamış pek çok başka destan örneği bulunmaktadır. Osmanlı sahasında destandan hikâyeye geçişte ara türler olarak da nitelendirilen çok tanınmış ve bir çok Türk topluluklarınca da bilinen Köroğlu örneği yanında daha sınırlı alanlarda tesbit edilen Danişmendname , Battalname gibi ilgi çekici örnekler de bulunmaktadır.

Cengiz Han Destanı

On üçüncü yüz yıl ortalarına doğru teşekkül etmeğe başlamıştır. En eski Oğuz ve Uygur soyuna ait bir kısım destanımsı söylentilerin, daha sonra diğer Türk Boyları arasında anlatılıp genişlemesi ve bunlara yapılan ilaveler, bilinen Cengiz Han Destanının esasını teşkil etmektedir.

Daha doğrusu Cengiz Han Destanı, aslı bu söylentiler olan ve sonradan Cengiz Han' ın şahsiyeti ve adı etrafında toplanıp geliştirilen yakıştırma bir destan görünüşündedir.

Cengiz Han Destanını anlatan eserler, Cengizname adını taşır. Tıpkı Oğuz Han Destanını anlatan eserlere Oğuzname denildiği gibi. Moğol, Türk ve İslami motifleri işleyişleri bakımından Cengiz Han Destanı üç ayrı rivayet halindedir.



Türk rivayetlerinin işlediği bütün motifler, daha önce de belirttiğimiz gibi eski Türk Destanlarının motiflerine benzer. İslami rivayetiyle Cengiz Han Destanı, bir İslam mücahidin destanı gibidir. Moğol rivayetinde ise Cengiz Han' ı bir Moğol bahadırı olarak görürüz.

Cengiz Han, baba tarafından Oğuz Han' a dayanmaktadır; ana soyundan da Altın Han' a varmaktadır. Altın HaN Akdeniz' de, Malta' da hüküm sürmektedir. Çok güzel bir kızı vardır. Altın Han, dillere destan olan bu çok güzel kızını, güneş yüzü görmeyen, hiç bir yanından iç tarafına hiç bir ışık sızdırmayan bie saraya kapatıp gözlerden ırak tutmaktadır. Günlerden bir gün, bütün dikkatlere rağmen gün ışığı Altın Han' ın güzel kızını bulur. Kızın, bu gün ışığından bir çocuğu olacağını anlayan Altın Han utancını ve yüz karasını kimseye göstermemek için kızını, kırk cariye ile birlikte bir gemiye koyar denize salar.

Gemiye, denizde bir kahraman rastlar. Bu kahramanın adı Tumavi Mergendir. Altın Han' ın kızını görür görmez beğenir, alır. Kızın bir oğlu olur. Adını Dobun Bayan koyarlar.

Altın Han' ın kızının, tumavi Mergen' den de çocukları olur. Bunları da, Bilgidey ve Büdenedey diye çağırırlar.

Dobun Bayan büyür, evlenecek çağa gelir; evlendirirler. Alanguva adında bir güzel kız alırlar. Dobun Bayan' ın, Alanguva' dan üç oğlu olur. Bundan sonra Dobun Bayan ölür.

Dobun Bayan' ın ölümünden bir müddet sonra, Onun bir nur halinde yeniden dünyaya döndüğü anlaşılır. Bu nur halinde dönüşten sonra, yine Alanguvan' ın kocası olmuştur ve Alanguva bir erkek çocuk daha doğurmuştur. Bu çocuğun adını Cengiz koyarlar.

Cengiz doğunca, ruhu nur halinde dünyaya dönmüş olan dobun Bayan, kurt halinde dünyayı bir daha terkeder.

Fakat, en çok kardeşleri, Cengiz' in hem nurdan doğmuş olduğuna hem de kendi kardeşleri olduğuna bir türlü inanmak istemezler. Kardeşlerine türlü eziyetler ederler. Fakat halk ötekilerden çok Cengiz' i sevmektedir.

Bir gün Cengiz kardeşlerinden kurtulmak için kaçar, dağda yaşamağa başlar. Türk boyları, aralarında temsilciler seçerek cengiz' e gönderirler ve yaşamakta olduğu dağda Cengiz' i bulup kendilerine Han seçerler.

Cengiz Han, bütün ömrünü yurduna ve milletine verir; çalışıp didinir, dünyanın en büyük ve en sağlam devletlerinden birini kurar. Sonunda bu devleti çocukları arasında taksim ederek ölür.

Cengiz Han Destanının İslami rivayeti:

Bu rivayete göre Cengiz' in bir adı da Timuçin' dir. Doğacağını çok önceden kahinler haber vermişlerdir. Doğduğu zaman da , babası, Tatar Hanlarından Timuçin' i mağlup etmiştir. Bu yüzden doğan oğlunun adını Çimuçin (Timuçin) koyar.

Tıpkı Davut Peygamber gibi Timuçin de on yedi yaşına kadar çobanlık yapıp, dağda bayırda sürüsünü otlatır. Babası ölünce de, halk, Timuçin' in kendilerine Han olmasını isterler. Zaten Timuçin' in Han olarak seçilmesini Tanrı da buyurmuştur.

Eyliyalardan Abız gelerek Timuçin' e Cengiz adını vermiş ve bütün dünyayı fethedip efendisi olacağını muştulamıştır. Bu sırada bir kuş ötmeğe başlamış ve öterken: "Cengiz!.. Cengiz!.." diye haykırmıştır.

Bunun üzerine Hanlığı kabul eden Cengiz evliyanın dediklerini doğrulamıştır.

KAYNAK: Türk Destanları-M.Necati Sepetçioğlu
Sayfa:149,150,151,152

Manas Destanı

Bu muhteşem Türk Destanının tamamı 400.000 mısradır. Bir Kırgız destanıdır. Müslüman Kırgızlarla Putperest Kalmuklar arasında mücâdeleleri anlatır. Bununla beraber Manas Destanının dokuzuncu yüzyılda, Kırgızların Yenisey Kıyılarında devlet kurmağa başladıkları sırada oluşmuş olduğunu ileri süren ilim adamları da vardır.


Manas'ın, tarihte gerçekten var olduğunu gösterir izler görülememiş ise de, Kırgız-Kalmuk mücadelelerinde göz doldurmuş bir Kırgız yiğidinin, belki de bir Kırgız Beğinin adı ve yiğitliği ile bu destana konu olduğunu düşünebiliriz.


Manas Destanı, Kırgızların bir bakıma ansiklopedisi gibidir. Manas Destanında Kırgızların bütün gelenek ve göreneklerini, törelerini, inanışlarını, görüşlerini, başka milletlerle olan ilişkilerini, masallarını ve ahlak anlayışlarını bulmak mümkündür.


Manas Destanının bütününü söyleyenlere Manasçı, bir kısmını söyleyenlere Ircı denilir. Manasçılar, destanı anlatırken kendi zamanlarının etkisi altında kaldıkları olaylar ile kendi duygu ve düşüncelerini de ustaca katmışlardır.


Manas Destanına ilk defa, Kazak-Kırgız yöneticisi olan Rus aslından Franel tesadüf etmiştir. Daha sonra Çokan Velihanof 1856 yılında destanı dinlemiş fakat destanın en uzun parçasını Radloff yazıya geçirerek 1885te yayınlamıştır.


Destanın en önemli bölümlerini Manas, Manas'ın oğlu Semetay, Manas'ın torunu Seytek, Colay ve Töştük'ün hikâyeleri teşkil etmektedir. Colay ve Er Tostuk hikayeleri ile ilgili bölümlerin Colay adında bir Manaş'çıdan derlendiği sanılmaktadır.


Destanın bölümlerine göre özeti:


1) Yeditör adını taşıyan yerde Boyun Han oturmaktadır. Boyun Hanın oğlu Kara Han ve onun oğlu Çakıp Han (Yakûp Han) adıyla anılır. Çakıp Han, Alma Ata ırmağının gözesinde, Sungur Yuvası denilen yerde yerleşmiştir; Çakıp Han'ın hiç çocuğu yoktur. Bir gün Tanrıdan bir oğlan çocuk ister, onun yiğitler yiğidi olmasını diler. Tanrının izni ile bir oğlu olur. Oğlu olduğu için de Tanrıya güzel bir kısrak kurban eder. Dört Peygamber gelip çocuğa ad kor, adına Manas, der.


Manas dile gelir, babasına: "Ben İslâm yolunu açacağım, inanmayanların malını yağmalayacağım" deyince Çakıp Han, çok eski arkadaşı olan Bakaya haber gönderir çağırır. Baka gelince Manas'ın söylediklerini Ona nakleder, bu söz üzerine Baka: "Pek güzel söz" der: "Hemen atlanalım, Çin'e akın edelim, Pekin yolunu bozalım!"


Dediği gibi yaptılar.


Çakıp Han'ın oğlu genç Manas ise on yaşına gelince ok attı, on dört yaşına basınca Hân Evini basıp yıktı, Hân oldu. Kâşgar'dan bütün Çinlileri sürüp Turfana tıktı, Turfandaki Çinlileri sürdü, Aksu'ya attı.


2) Kalmuk Han'ın oğlu Almambet'in Müslüman oluşu, Er Kökçe'ye sığınışı, Er Kökçe'den de ayrılıp Manasa gelişini anlatır:


Yerin yer suyun su olduğu çağda... altı atanın oğlu gavur, üç atanın oğlu Müslüman idi. O zaman Kara Han'ın oğlu Amambet doğdu, hemen büyüdü ve Müslüman oldu. Babasını Müslüman olmadığı için öldürdü, kaçıp geldi müslüman beylerinden Er Kökçe'ye sığındı. Er Kökçe'nin kırk yiğidi vardı. Bu kırk yiğit, Beylerinin bu Kalmuklu'ya, Almambet'e çok iltifatlar edip onu yanından ayırmadığını görünce kıskandılar, kıskanınca da Almambet hakkında dedikodular çıkarıp yaydılar. Bu yüzden Almambet ile er Kökçe Bey'in arası bozuldu.

Almambet kalkıp Manas'ın Bey evine geldi.


Manas da Almambet'i büyük iltifatlarla karşıladı. Manas, Almambet'i çok sevdi.


3) Manas ile Er Kökçe'nin savaşmasını anlatır:

Manas'ın çerileri Er Kökçe'nin ilini yağma ederler. Savaşta Er Kökçe yenilir. Ardından Çakıp Han, oğlu Manas'ı evlendirmek ister. Kız aramağa başlar. Temir Hanın kızı olan Kanıkey'in, Manas'a uygun bir evdeş olduğunu sağlık verirler. Temir Han da kızını Manas'a vermek istemektedir. Fakat Temir Hanın baş danışmanı bu evlenmeye engel olmağa çalışır. Bu yüzden düğün esnasında kavgalar olur, ucu savaşa ve yağmaya varır. Sonunda baş danışman Mendibay Manas'ı zehirler Manas ölür. Manas'ın ölümü ailesini yoksulluğa, sıkıntıya ve felâkete düşürür. Atı, doğanı ve köpeği mezarının başında ağlarlar; Manas'ın canını bağışlaması için Tanrıya yalvarıp yakarırlar. Manas'ın kırk yiğidi vardır ama hepsi de beğlerini unuturlar. Tanrı, Manas'ın hayvanlarının bu bağlılığı karşısında onların duasını kabul eder; Manas dirilir. Eskisi gibi, eskisinden daha güçlü bir şekilde iline ve töresine hizmet eder.


4) Kökütey Han'ın yas törenini anlatır:


Kökütey Han hastalanır. Son nefesini vermeden önce vasiyetini yapar. Ardından da ölür. Kökütey Han'ın ölümü üzerine komşu milletlerden yas töreni için çağırılanlar olur; herkes gelir. Büyük bir yuğ töreni yapılır. Törenin biteceğine yakın konuklar arasında bir kavga başlar, sonu savaşa varır. Manas ile Müslüman olmayan Colay Han arasında süren savaş uzayıp gider.


5) Göz Kaman'ı anlatır:


Çakıp Han'ın, küçükken Kalmuklara esir düşen ve Moğolistan'a götürülüp orada büyütülen Göz Kaman adlı bir kardeşi vardır. Göz Kaman Moğolistan'da, Kalmuklar arasında büyütülüp orada bir Kalmuk kızıyla evlendirilir; beş oğlu olur; bir gün oğullan ile birlikte asıl yurduna döner. Kalmukça konuşmaktadır.


Manas, hem amcasını hiç görmediği ve o güne kadar tanımadığı, hem de amcası Kalmukça konuştuğu için onu casus zanneder: yakalayıp zincire vurur. Bunları yaptıktan sonra böyle bir amcası olup olmadığını anlamak için babasına haber gönderir. Colay Han haberi alınca sevinir ve kardeşini hoş tutması için oğluna emir verir. Fakat Manas'ın annesi ile karısı da Göz Kaman'dan hoşlanmamışlar hele Kalmukça konuşmasını büsbütün yadırgamışlardır. Bu yüzden birlik olup hep beraber Çakıp Hanın buyruğunu hiçe sayarlar. Yalnız Manas babasının buyruğunu dinleyip amcasına iyi davranır, hatta amcası ve oğullan için büyük bir şölen verir. Fakat Göz Kaman'ın oğullan bu şölende bir kavga çıkarıp Manas'ı döverler.


Manas, Kalmuklara karşı sefere çıktığında amcasının oğullan Kalmukça bildiği için onlardan yararlanmak ister. Gökçegöz'ü Kalmuklara casus olarak gönderir. Gökçegöz Kalmuklar tarafına geçer geçmez Manas'a ihanet eder. Manas bunun üzerine Almambet'i gönderir. Almambet'in yardımıyla Manas savaşı kazanır. Bir çok ganimetler alır, dönerken yarı yolda Gökçegöz ile karşılaşırlar Gökçegöz Manas'ı, kırk yiğidi ile birlikte zehirler. Kırk yiğit ölür. Manas'ı, karısı Kanıkey kurtarır. Mekke'den erenler gelir, Kanıkey'e yardım ederler.
Manas iyi olur olmaz Mekke'ye gider; dua edip Tanrıya yalvararak kırk yiğidinin dirilmesini sağlar. "

6) Semetey'in doğumunu anlatır.


Manas artık ihtiyarlamıştır.


Ak atı halsiz düşmüş zayıflamıştır.


Manas kırk yiğidini yanına çağırır. Ölümünden sonra doğacak olan oğluna iyi bakmaları için vasiyet eder.


Ve Manas ölür.


Manas için büyük bir yuğ töreni yapılır, yas tutulur.


Çakıp Han Kanıkey'e haber göndererek Manas'ın kırk yiğidinden biri olan Abeke'ye Onu beğenmezse Köbeş'e varıp evlenmesini buyurur. Kanıkey'in doğumu yakındır:


- Kızım olursa dediğini tutar evlenirim, gel gelelim oğlum olursa evlenmek şöyle dursun ne Abeke'nin suratına ne de Köbeş'in yüzüne bakarım, diye cevabını gönderir.


Kanıkey'in bir oğlu olur. Dediğini yapıp kimseyle evlenmez. Ötekiler Kanıkey'in oğlunu öldürmek isterler. Bunu öğrenen Kanıkey oğlunu alıp babası Temir Han'ın ülkesine kaçar. Yolda türlü sıkıntılar çeker, başına gelmedik kalmaz". Sonunda Temir Hanın ülkesine varır, Bey Evine ulaşır.


Temir Han kızına ve torununa kavuşunca pek çok şölenler verir. Torununa ad konulması için bütün il halkını toplar fakat çocuğa kimse bir ad bulup da koyamaz. Ansızın, nerden geldiği bilinmeyen aksakallı bir ihtiyar görünür, uzun uzun dualar eder; Temir Han'ın torununa Semetey adını verir.


Semetey büyür. Baba yurduna dönmek ister. Yola çıkacağı sırada annesi Kanıkey:


-Baka'ya selam söyle, ne söylerse sözünü tut, dışına çıkma, diye tenbih eder.


Semetey, baba ocağına döner. Çakıp Han sağdır; torunu Semetey'in, annesine yapılan eziyetlerin acısını çıkaracağını, öç alacağını sanarak korkar. Bu yüzden Semetey'i zehirlemeğe karar verir. Kararını uygulayacağı sırada durumu öğrenen Semetey hem Cakıp Hanı, hem de Abeke ve Köbeş'i öldürür.


7) Semetey'in baba ocağına yerleştikten sonrasını anlatır:


Semetey, baba ocağına dönüp öz yurduna yerleştikten sonra, Kalmuklar üstüne akınlar yapmak için hazırlıklara başlar. Babasının, hayatta kalan kırk yiğidini çağırıp toplar. Der ki:


- Akın yapmamız gerek; at sürüleri ve ganimet almamız gerek!


Bu sözden sonra sefere çıkar.


Fakat kırk yiğit, kendi aralarında toplanıp konuşurlar:


- Bizden öncekiler yetmiş yaşına vardı; bizden sonrakiler altmışına ulaştı. Biz, bu Semetey'in babasına hizmet ettik, şimdi de oğluna hizmet edeceğiz, ihtiyarladık artık. Semetey, bizi bu ihtiyar hâlimizde yüce dağ başlarından aşırmak diler, çağlayanlı sulardan geçirmek diler; bizi öldürmeğe kastetmiştir, dönelim! dediler.


Semetey'in buyruğunu dinlemediler, geri döndüler, kaçtılar.


Semetey, babasından kalma kırk yiğidin ardından yetişip onlara tatlı söz söyledi, alttan alıp yalvardı.


Semetey, onca sözden sonra babasından kalma kırk yiğide söz geçiremeyince onları öldürür.


Bu arada, Acubey ile Almambet'in birer oğulları olmuştur. Semetey, bu çocukları kendisine kardeş edinir.

Birinin adını Kançura ötekinin adını Külçura koyup öyle çağırır.


Kançura ile Külçura da büyürler. Büyüyünce Semetey'e hizmet etmeğe başlarlar. Bir gün gelir, Semetey, Kançura ile Külçura'ya, Akın Han'm kızı Ay Çürek'i evlenmek üzere kaçırmak istediğini söyler ve onlardan bu iş için hizmet ister. Bunun için de Akın Han'ın ülkesine sefere çıkılması gerektiğini anlatır. Dediklerini yaparlar, Ay Çürek'i kaçırırlar. Gel gelelim Ay Çürek'in bir de nişanlısı vardır ki Kökçe oğlu Ümetey dîye bilinmiştir. Bu Kökçe oğlu Ümetey, Ay Çürek'in kaçırılışını kendisine yediremez. O da karşılık olarak Semetey'in sürülerini yağmalar. Bunun üzerine aralarında bir savaş başlar. Birbirlerini karşılıklı olarak yağmalayıp dururlar. Sonunda Semetey, Kökçe oğlu Ümetey'e barış teklif eder. Savaştan yorulan Ümetey de bunu kabul eder.


Ümetey'le yaptığı barıştan biraz rahatlayan Semetey, başka bir sefere çıkmak için hazırlandığı sırada bir düş görür. Düşünü karısı Ay Çürek'e anlatır. Ay Çürek düşü yorumlayıp:


- Sen bu sefere çıkma, der. Çıkarsan başına bir felâket gelecek.


Fakat Semetey inatçıdır. Boş sözlere kulak asacak türden değildir. Karısının düşünü yorumlamasına karşılık:


- Düş dediğin şey saçmalıktır!., diye karşılık verdi.


Böyle demesine rağmen, düşünün hayra yorulması için de babasının ruhuna en iyi kısraklarından birini kurban eder. Arkasından Er Kıyas'ın ülkesine akın başlar.


Akının en kızışmış zamanında Almambet'in oğlu Kançura, Semetey'e ihanet eder ve onu yakalayıp Er Kıyas'a götürür. Semetey'e ihanet etmeyen Külçura'yı da köle olarak kullanırlar.


Bu sırada Ay Çürek bir oğlan çocuk doğurmuştur. Ay Çüreğin bir oğlan çocuğu doğurduğunu duyan Er Kıyas, çocuğu yaşatmak istemez. Öldürtmeğe çalışır. Oğlunu kurtarmak isteyen Ay Çürek Er Kıyası korkutur:


- Eğer sen benim oğlumu öldürtürsen ben de seni babam Akın Han'a şikâyet ederim, ülkeni alt üst ettirir öcümü alırım, der.


Er Kıyas korktuğu için çocuğu öldürtmeyip kendine evlât edinerek yanında alıkoyar. Halkını toplayıp çocuğa ad koymak ister. Fakat kimse bir ad bulamaz. Aksakallı Aykoca derler bir ihtiyar vardır, sonunda o gelir, Ay

Çürek'in oğluna Seytek adını verir.


Seytek de büyür, delikanlı olur, yiğit olur. Külçura'yı koruyup kölelikten kurtarır. Er Kıyas öldürülür. Bunlardan sonra Seytek baba yurduna, öz ocağına döner. Babasına ihanet eden Almambet'in oğlu Kançura, Seytek'in baba yurduna Bey olmuştur. Üstelik Seytek'in babaannesi Kanıkey'e koyun güttürüp çobanlık yaptırmış, işkence etmiştir.


Durumu görüp öğrenen Külçura, Kançura'yı yakalar ve Kanıkey de onu öldürür. Baba yurduna yerleşen Semetey ise Taşkent'ten Talasa kadar yayılan geniş ülkeleri yönetimi altına alıp oraların Hanı olur.

Satuk Buğra Han Destanı

Hz. Muhammed kanatlı atı Burak'ın sırtında göklere yükseldiği "Mirâc Gecesinde" gök katlarında kendinden önceki peygamberleri görür. Bunlar arasında birini tanıyamaz ve Cebrail'e bunun kim olduğunu sorar. Cebrail : " Bu peygamber değildir. Bu sizin ölümünüzden üç asır sonra dünyaya inecek olan bir ruhtur. Türkistan'da sizin dininizi yayacak olan bu ruh "Abdülkerim Satuk Buğra Han" adını alacaktır.
"Hz. Muhammed yeryüzüne döndükten sonra hergün İslâmiyeti Türk ülkesine yayacak olan bu insan için dua etti. Hz. Muhammed'in arkadaşları da bu ruhu görmek istediler. Hz. Muhammed dua etti. Başlarında Türk başlıkları bulunan silâhlı, kırk atlı göründü. Satuk Buğra Han ve arkadaşları selâm verip uzaklaştılar. Bu olaydan üç asır sonra Satuk Buğra Han, Kaşgar Sultanının oğlu olarak dünyaya geldi.
Satuk Buğra Hanın doğduğu gün yer sarsılmış, mevsim kış olduğu halde bahçeler, çayırlar çiçeklerle örtülmüştü. Falcılar bu çocuğun büyüyünce Müslüman olacağını söyleyerek öldürülmesini isterler. Satuk Buğra Hanı, annesi: " Müslüman olduğu zaman öldürürsünüz." diyerek ölümden kurtarır.
Satuk Buğra Han 12 yaşında arkadaşlarıyla birlikte ava çıkmağa başlar. Avda oldukları günlerden birinde kaçan bir tavşanın arkasından hızla koşarken arkadaşlarından uzaklaşır. Kaçan tavşan durur ve bir ihtiyar insan görünümü kazanır. Satuk Buğra Han'ın sonradan Hızır olduğunu anladığı bu yaşlı kişi ona Müslüman olmasını öğütler ve İslâmiyeti anlatır. Satuk Buğra, Kaşgar hükümdarı olan amcasından İslâmiyeti kabul etmesini ister. Kaşgar Hanı, Müslüman olmayacağını söyler.
Satuk Buğra Han'ın işaretiyle yer yarılır ve hükümdar toprağa gömülür. Satuk Buğra Han hükümdar olur ve bütün Türk ülkeleri onun idaresinde İslâmiyeti kabul ederler. Satuk Buğra Han, ömrünü Müslümanlığı yaymak için mücadele ile geçirmiştir. Menkabelere göre Satuk Buğra Han'ın düşmana uzatıldığında kırk adım uzayan bir kılıcı varmış ve savaşırken etrafına ateşler saçıyormuş. 96 yaşında Tanrıdan davet almış bu sebeple Kaşgar'a dönmüş ve hastalanarak burada ölmüştür.
 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Türk Destanları - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger